80'lerin Arnold'u Adnan Sır MacMaca'ya konuştu!

Adnan Sır

Adnan Sır



26 Ekim 2017, 19:50

Adnan Sır kimdir? Bize kendinizden bahseder misiniz?

1961 Konya doğumluyum. Lise zamanıma kadar Konya’da ailemin yanındaydım. Daha sonra üniversite için İstanbul’a geldim ve spor akademisine girdim. Daha sonra uzun yıllar İstanbul’da oldum. Hem öğrencilik hem spor kariyerime İstanbul’da devam ettim. Öğrencilik yıllarımı Marmara Üniversitesi’nden mezun olarak sonlandırdım.

Vücut Geliştirme sporuna nasıl başladınız?

İstanbul’a geldiğimde her ne kadar spor akademisine girişim basketbol branşından olsa da, ağırlık sporları her zaman dikkatimi çekmiştir. Belli bir zaman sonra basketbolu bırakıp vücut geliştirme branşına yöneldim.

                                                                               

Şu zamana kadar kaç yarışmaya katıldınız?

Üzerinden uzun seneler geçti, sayısını pek hatırlayamasam da ortalama 20-22 kez Türkiye Şampiyonası’na katıldım. Bunlardan 18 tane birinciliğim var, diğerlerinde 2.’lik ve 3.’lüğüm mevcut. Daha sonrasında da yurt dışında katıldığım yarışmalar oldu.

Başka hangi sporlarla ilgilendiniz?

Bir aralar Aikido sporuna merak salmıştım. Daha sonra motor sporlarına ilgi duydum ve Cross yaptım. Konya’da olduğum dönemlerde de bulunduğum şehirin coğrafi yapısından dolayı bisiklet sporu çok yaygındı ve bende bu spora merak salmıştım. Günde yeri geliyor 80-90 kilometre mesafe yapıyorduk. Özetle hayatımızın her evresi sporla devam etti ve halen etmekte…

Ağırlık sporu diğer spor branşlarından da rağbet görüyor mu?

Elbette başka branşlardan gelip güçlenme ya da geçirdikleri sakatlanmaların fizik tedavi sürecinde bizlerden yardım aldıkları oluyor. Özellikle futbol branşında fizik tedavi olarak yardım istedikleri oluyor. Örneğin bir futbolcu Menüsküs ameliyatı oluyor, iyileşme sürecinde doktorlar bizden hastanın bacağını güçlendirmek için yardım istiyorlar. Bu süreçte doktorla istişarede bulunarak futbolcunun ağırlıklarla bacak antrenmanı yaparak hasarlı bacağının yeniden güçlenmesi konusunda yardımlarda bulunuyoruz. Bunun yanı sıra, biz okul hayatımızda 3 sene boyunca masaj dersi aldık. Gerektiği durumlarda bu açıdan yardımda da bulunabiliyoruz.

                                           

                                                

Yarışmaları kazandığınızda, en iyi olduğunuz dönemde ki kilonuz ve yağ oranınız kaçtı?

Bizim zamanımızda bu kadar teknolojik yağ oranı ölçecek aletler yoktu. Biz elimizle ya da kilo hesaplarıyla manuel olarak hesaplayıp ölçüyorduk. Benim yağ oranım 5.7’ydi. Kilomda 113-114 civarıydı. Tabi o zamanlar çok karbonhidrat ağırlıklı diyet programı yoktu. Sadece protein ve su vardı. Şimdi ki sporcular daha çok karbonhidrat desteği de alıyorlar. Biz o zamanlar çok zayıf, küçük kalıyorduk fakat çok kaslı, adeleli vücudumuz olduğu için yeni jenerasyondan da biz eskileri beğenenler oldukça çıkıyor.

Bu spor için kısa boylu insanların kas yapması daha kolay, uzun boyluların dolması daha zor gibi bir söylenti var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tabi kısa boylu bireylerin kas yapısı da kısa yapılı olduğu için uzuna nazaran yapılanması daha kolaydır. Uzun boylu sporcuların hareketlerde de yük yolu, kullandığı mesafe daha uzun olduğu için gelişimi biraz daha zordur. Fakat uzun boylu atletlerde gelişim başladıktan sonra da görüntü olarak daha estetik durmaktadır.

Bodybuilding sporuna başlama yaşı diye bir şey var mıdır? Erken yaşta yaparsan boyun kısa kalır, basket oynarsan uzun olursun gibi söylentiler yıllardır ülkemizde kulaktan kulağa yayılan şeyler. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu sorularla bizde sık sık karşılaşıyoruz. 13-14 yaşlarında erkek çocuklar ebeveynleriyle birlikte geliyorlar, çocuk bu sporu yapmak istiyor. Annesi ve babasının bize sorduğu soru “çocuğumuz kısa kalır mı?” Şimdi bir babaya bakıyorum, boyu kısa. Anneye bakıyorum aynı şekilde ve bende diyorum ki çocuğunuz sizi biraz geçebilir, çünkü spor yapacak daha dengeli sağlıklı beslenecek daha düzenli bir yaşamı olacak dolayısıyla bu çocuk ebeveynlerinden biraz daha uzun olabilir fakat esas önemli unsur genetik faktördür.

Bu boy kısalır ya da kısa kalır söylentisi de şöyle ortaya çıkıyor,  genelde halter ya da vücut geliştirme gibi ağırlık sporlarında kısa boylu atletlerin avantajı daha fazla olduğu için çoğunlukla bu sporla ilgilenen sporcular kısa olur. Keza basketbol sporuyla uğraşan bireylerin de uzun boylu olması avantajı olacağı için genelde bu sporla da uzun boylu bireyler ilgilenir. Şimdi halkımız bakıyor, diyor ki “hee demek ki basketbol boy uzatıyor, ağırlık sporu boy kısaltıyor” gibi bir düşünceye kapılıyorlar. En basitinden ben varım. Boyum 1.92. Aynı şekilde Avrupa Şampiyonalarında yurt dışında ki sporculara baktığım zaman hemen hemen hepsi uzun boylu sporcular. Yani vücut geliştirme boy kısaltır, kısa kalırsınız gibi bir düşünce olamaz. Branş ayırmaksınız her sporun mutlaka bir yararı vardır. Tabanca atıcısından tutun tenisçisine kadar çalıştırdığımız çok farklı branşlardan insanlar oldu.

                                                                    

Ağırlık çalışan, bacak antrenmanı yapan futbolcuların daha güçlü topa vurdukları söyleniyor. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

Elbette bilimsel olarak da kanıtlanmıştır bu zaten. Örneğin Cristiano Ronaldo günün 2-3 saatini spor salonlarında geçiriyor.  Bacak çalışıyor, karın çalışıyor, adam sürekli kondisyonunu arttırıyor. Sonra bizler magazin programlarında görünce “vay be adam nasıl vücut yapmış” diyoruz. Bunlar da futbolla olmuyor elbette. Mesela Trabzonspor’da Hami Mandıralı vardı. Adam antrenmandan sonra 1 saat frikik ve bacak çalışırdı. Zaten en güçlü topa vuran Türk derlerdi onun için. Aynı şekilde burda da Göztepe Spor Okulu var. Onun 16-17 yaş aralığında ki genç yetenekleriyle çalışıyoruz. Topa vuruşu zayıf olan gençlere bacak antrenmanı yaptırıyoruz. Yani özetlemek gerekirse ağırlık çalışmalarının, bacak antrenmanlarının elbette futbolcular açısından artıları belirgin bir şekilde ortadadır.

Vücutta genel olarak en güçlü olması gereken yer neresidir?

Karın kası bölgesi ve sırt bölgesi olarak söyleyebiliriz. Günlük hayatta birey sporcu olsun ya da olmasın hep bel bölgesi sakatlığı görüyoruz. Ev hanımında bile gözlemlediğimiz bir şey  bu. En ufak bir yanlış harekette bel zayıf ve kassıs olduğu için zedelenmeler ve daha ileri boyutta sakatlanmalarla karşılaşabiliniyor. Gerek sporcular gerekse halk olarak bel ve karın kaslarımızı güçlü tutmalıyız. Özellikle masa başı çalışanı değilseniz, bütün gününüz ayakta geçiyorsa örneğin bir berberseniz bacak, bel, karın gibi bölgeleri çalıştırmanız şart. Çünkü zamanla beliniz de sakatlanır damar deformasyonuyla da karşılaşabilirsiniz.

Hangi ünlülerle çalıştınız?

Fenerbahçe’nin o zamanlar alt yapı tesisleri yoktu. Bizim de o zamanlar Moda’da güzel bir spor salonumuz vardı gayet teferruatlı bir salondu. O dönemler Fenerbahçe’nin futbol ve basketbol takımı bize ağırlık çalışmaya geliyorlardı. Hatta o zamanlar dönemin futbolcularından Turhan Sofuoğlu vardı menisküs ameliyatı olmuştu ve hemen kendi antrenörünün eşliğinde kendisini bacak antrenmanına başlamıştık.

Her sektörden her branştan çalıştığımız kişiler muhakkak oldu. Pehlivan filmi için Tarık Akan’la çalışmıştık İstanbul Beyoğlu’nda. Yapı gereği uzun ince bir fiziği olduğu için Pehlivan filmi için 16-17 kilo aldırmıştık kendisine. Daha nice ünlü isimlerle bu şekil çalışmalarımız oldu.

Vücut geliştirme yapanlar ufak bir ısınma sonrası direk ağırlıkların altına giriyorlar. Vücut geliştirme yapanların kondisyon çalışmasına gerek yok mu?

Kendimden örnek vermem gerekirse bir çok branşta spor yaptığım için, kondisyon çalışmalarının faydalarını hep gördüm. Daha sonrasında da dünya genelinde cardio çalışmaları ön plana çıkmıştır. Kalp açısından vücut direnci açısından daha dinç olabilmek için kondisyonun önemi büyüktür. Uzmanların da dediği gibi, hiçbir şey yapamıyorsanız bile en azından düzenli bir yürüyüşün bile size katacağı avantajlar büyüktür.

Eskiden ağırlık sporlarıyla ilgilenen sporcular doğru düzgün cardio yapmazlardı. Yürüyüş koşu bunlardan uzak dururlardı. Küçülürüz derlerdi bu şekil bilinçsiz kulaktan dolma bilgilerle hareket ederlerdi. Fakat zaman geçtikçe cardionun önemi anlaşıldı ve şuan bütün sporcular ağırlık antrenmanlarından önce ya da sonra mutlaka cardio yapıyorlar, kondisyon çalışıyorlar. Bunu yapmalarında ki sebepte hem daha dinç daha çevik olabilmek için hem de yağ oranlarını daha çok azaltmak için sporcular cardio çalışmalarına özen göstermeye başladılar.

Dev gibi adam görüyorum yapılı heybetli fakat 3-5 basamağı çıkmakta zorlanıyor. Küçücük bir adam gelip ensesine vursa yakalayamaz. İşte bu tamamen kondisyona önem verilmediğinden kaynaklanıyor.

Sizin spor akademisine başlamanızda ki sebep neydi? Sizi teşvik eden oldu mu? Yoksa hayalinizde vardı ve  bunu kendi isteğinizle zamanı gelince gerçekleştirmek mi istediniz?

 Boyumdan dolayı o zamanlar basketbol oynama merakım zaten vardı. Konya’nın değişik kulüplerinde oynarken,  üniversite zamanım gelince “bu sporu çok seviyorum bari okulunu okuyayım” diye düşündüm ve girmek için hazırlıklara başladım. Tabi o dönem 80 ihtilali oldu, sıkı yönetimden dolayı eyvah dedik, nasıl gireceğiz ne yapacağız diye düşünmeye başlamıştık. Okula gittiğimiz zaman siyasi durumlardan dolayı hiçbir torpilin geçmediğini gözlemledik ve bu bizim lehimize oldu. Askeri yönetimden dolayı subaylarda elemelerde denetliyordu. Hatta önemli spor adamlarından biri Sabri Kiraz’da elemelerde hocalık yapıyordu.

O dönem ben spor akademisine fiziğimle girdim diyebilirim. Çünkü elemelerde barfiks çekmek, taklalar, jimnastik hareketleri akıla gelmeyen daha bir çok kondisyon isteyen aşamalar vardı ve daha öncesinde alt yapım iyi olduğu için bu aşamaları rahatlıkla geçebildim. 100 metre koşuda birinci oldum fakat 3000 metre koşuda nal topladık. Çivili ayakkabılar giymiş atletler falan vardı yanımdan Ferrari gibi geçiyorlardı. Hatta bir ara dedim acaba ben duruyor muyum? (gülüşmeler) Bir de arkadaşlar oradan bağırıyor “hadi Adnan koş!” falan. Gel sen yap diyecektim en sonunda. Eleme sonucunda 3000 kişide 7. oldum.

                                               

Peki hocam bodybuilding sporuna nasıl merak saldınız?

Siyah beyaz dönemler TRT’de Pazar günleri bir program vardı. Hiç unutmam o gün Amerika’dan bir yarışma programını yayınladılar. Programa kaslı dev gibi adamlar çıktı. O zamanlar çocuğuz, televizyona yapıştım bu adamlar gerçek mi diye. Daha sonra araştırmaya başladım. Gazete küpürlerini kestim ve hatta bu şampiyonlar arasında bir Türk olduğunu öğrenince inanamadım! Ahmet Enünlü’de bu sporla ilgilenen başarılı nam salmış bir atletti.

Daha sonra bu spora merak saldım. Basketbol antrenmanlarından sonra diğer günler ağırlık çalışmaya başladım. O zamanlar bölgenin halter salonu vardı oraya giderdim. Halterciler halter kaldırırdı ben sürekli Bench Press basardım. Çünkü diğerlerine göre göğüs daha fazla hacim kazanmaya başlamıştı. Hatta sonrasında haltercilerde Bench Press çalışmaya başlayınca hoca kızıp onlara yasaklamıştı, çünkü halter kaldırmada göğüs kasının büyümesi dezavantaj sağlardı. Bana da “evladım sen ne zaman halter kaldıracaksın?” gibi bir çıkışta bulunmuştu. (gülüşmeler) Daha sonrasında üniversiteler arası halter şampiyonasına girdim 2.’lik elde ettim, güreş branşında 1.’liğim var. Artık okulda ağırlıkla ilgili bir yarışma olduğu zaman her şeyde beni götürmeye başladılar. Gülle atılacak “Adnan hazır mısın gel”. Başka bir yarışma olacak “Adnan hazırlan”. Kısacısı okul hayatımız yoğun bir tempoyla geçti.

Unutamadığınız, hatırladıkça yüzünüzü güldüren bir anınızı biizmle paylaşır mısınız?

O kadar çok var ki… Bir tanesinden bahsedeyim. O zamanlar Yeşilçam yıldızlarını çalıştırdığımız dönemler. İsmini vermeyeyim bir film projesi için ünlü bir yıldızı getirdiler. Hocam Ahmet Enünlü masada oturuyor. O hep gemi resimleri çizerdi.

Kapı açıldı. İçeri takım elbiseli adamlar girdi. “Merhaba iyi günler” dediler. Ahmet hocam da makul bir şekilde kafa sallayıp “buyrun hoş geldiniz” dedi. İşte bizim Yeşilçam yıldızımızı tanıyorsunuz dediler. Ahmet hocanın pek umrunda değil, belki de tanımamıştır bile. (gülüşmeler) “Evet buyrun” dedi Ahmet hoca.

Gelen adamlar “biz yeni bir filme başlıcaz, aktörümüze biraz omuz yapalım, biraz göğüs koyalım, biraz da kol yapalım” dediler. Ahmet hocam da gayet sessiz bir şekilde dinledi, konuşmalarının bitmesini bekledi. Tabi bu arada bir yandan gemi çizmeye devam ediyor. Gelen adamların konuşmaları bitince alçak bir sesle “tamam” dedi. “İşte öyle bir şey yapalım hocam” dediler. Ahmet hoca sakin bir şekilde “siz yanlış adrese gelmişsiniz” dedi. “ aaa öyle mi neden hocam?” dediler. Ahmet hoca “aşağıda ortopedi var siz oraya inin, onlar size istediğiniz kalıbı çıkarırlar giydirirsiniz” dedi. (kahkahalar)

Daha böyle nice anılarımız var…

                                        

                                                                                    (Kazanılan madalyaların sadece bir kısmı)

Hocam vücut geliştirme sporunu bırakınca sarkar diye bir söylenti uzun yıllardır halk arasında dolaşıyor. Bu konu hakkında düşünceleriniz neler?

Sahile inelim, ben size bir sürü vücudu sarkmış hayatında hiç spor yapmamış adamları göstereyim. Bunların hepsi ağırlık mı çalışmış? Bunların hepsi bodybuilding mi yapmış? Yani bu tamamen aktif hayatı bırakmakla ilgili. Sen sporu bırakmışsın, yemişsin içmişsin hiçbir şeye dikkat etmemişsin bu sporun ne suçu var? Sen kebapları yemişsin alkolleri tüketmişsin, kasının üstünü %30-%40 yağ bağlamış, vücudun sarkmış, ne bekliyordun ki? Yani vücudun sarkmasının vücut geliştirme sporuyla hiçbir alakası yoktur.

Peki siz Milli takım antrenörlüğü yapıyordunuz, yarışmalarda jürilik yapıyordunuz, neden bu aktif yaşamı bıraktınız? İstanbul’da bu işi devam ettiren sizi yakından takip eden Hakan Gökburun, Suat Çankaya başta olmak üzere hepsinin size selamı var, sizin için “hocaların hocası” diyorlar fakat artık bu işlerden bıktı Bodrum’a kaçtı diyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bizden de o arkadaşlara tek tek selamlar. Fakat bıkmış olsam şuan spor salonu işletmek yerine balık tutuyor olurdum. Bıkmadım sadece artık belirli bir doymuşluktan sonra ufak ufak çekiliyorsunuz yarışma olarak. Onun dışında halen dönem dönem yarışmalarda jürilik yapıyorum, değişik kurumlarda görev alıyorum. 2000-3000 kişilik seminerlere çıkıyorum. Yani herhangi bir bıkmışlık kaçmışlık söz konusu değil.

Türkiye’de fiziğini beğendiğiniz ünlü oyuncu ya da sanatçı var mı?

Kıvanç Tatlıtuğ var. Onun dışında Çağla Şikel’de fiziğini en iyi şekilde koruyan ünlüler arasında.

                                             

Vücut tipleri hakkında bize bilgi verir misiniz? Örneğin bazı insanlar çok kısa sürede kas yaparken bazıları diğerlerine nazaran daha zor kas yapabiliyor. Bunun işleyişi nasıldır?

3 tip ana vücut tipi vardır. Endomorf, Mezomorf, Ektomorf bunlar ana vücut tipidir. Endomorf genetik olarak yağlı,kilolu insanlardır. Mezomorf daha fit kas yapması daha kolay vücut tipidir. Ektomorf’da zayıf sıska vücut tipidir.

Endomorf dediğimiz “O” tipi vücuda sahip bireyler, spor salonlarımızın müşteri kitlesinin çoğunluğunu oluşturan kişilerdir. Bizim için de bu bireyleri zayıflatmak zordur fakat hiçbir şeyi “benim kaderim böyle, benim vücut tipim böyle” diyerek kabullenmemek gerekmektedir. Diğerlerine nazaran biraz daha zor olsa da elbette gayet zayıflayıp fit bir görünüşe kavuşabilir bu bireyler.

Aynı şekilde Ektomorf’da “I” tipi dediğimiz uzun ince sıska vücut tipine sahip bireylerdir. Bunların da kilo alması biraz zordur fakat dediğim gibi istenildiği takdirde yapılamayacak bir şey değildir.

Mezomorf’da “T” tipi dediğimiz vücut genetiği zaten fit olan bireylerdir.

Örneğin benim tanıdığım çok zayıf olup yıllarca emek harcadıktan sonra Türkiye Şampiyonu olan arkadaşlarım var. Her şey sizin elinizde. Yeter ki azimlii sabırlı ve kararlı olun.

Peki hocam sporcu insanlar hiç mi canı istediği bir tatlıyı, bir ekmeği, yiyemecek?

Yiyebilir elbette. Kalori hesabı yaparak, yakabileceği kadar tatlıyı ya da ekmeği yiyebilir. Ama kalkıpta bir tepsi baklavayı oturup yemesinler yani. Sütlü tatlıları tavsiye ederiz, ya da tatlı ihtiyaçlarını meyve yoluyla karşılayabilirler. Ya da bir tahin, pekmez gibi tatlıları tüketebilirler. Hem enerji alırlar hem doğal tatlıdır.

Fırından çıkmış bir ekmeği bende yemek isterim fakat vücuda bir yararı yok. Basit karbonhidrattır. Bu basit karbonhidratları vücut yakamıyor. Depoluyor ve sizin kilo almanız kolaylaşıyor. Daha çok tam tahıllı, tam buğdaylı bu tarz ekmekleri tercih edebilirsiniz. Tabi aşırıya kaçmamak lazım.

                                                      

Geçirdiğiniz büyük bir sakatlık oldu mu? Genelde bu sporda sakatlıklar spordan kaynaklı mı yoksa bireylerin hatalarından mı kaynaklanıyor?

Ağırlık sporlarında genelde sakatlıklar eklem ve bağ sakatlıkları oluyor. Bende omuz sakatlığı geçirmiştim ve bu kronikleşti. Bunun da sebebi antrenmanlara ara veremiyoruz, yarışmalara hazırlanıyoruz dolayısıyla iyileşme süreci sürekli uzuyor ve sakatlık taze kalıyor.

Sakatlıkların büyük bölümü de ısınmadan ağırlık altına girmekten kaynaklanıyor.

Hocam bu Arnold Schwarzenegger hayranlığınız nerden geliyor?

Arnold bu sporla kalıplaşmış çok popüler bir insandı. Sporcu kimliğinin yanı sıra o kadar akıllı bir adam ki.. 2 üniversite bitirmiş, o fiziğine rağmen keman çalan biri. Adamın sanatsal yönü de var. Podyumda verdiği pozlarda bir balerinden ders alıyor.  Onun dışında oyunculuk yapmış biri. Beyaz Saray’a girmiş, sarayın Spor Danışmanı olmuş, Amerikan başkanıyla dost olmuş ve daha sonrasında California valisi olmuş. Yani baktığımız zaman zaten hayran olunmayacak bir insan değil. Sadece fiziğini değil ayrıca kendini de geliştirmiş bir insan.

Kaç yıldır Bodrum’dasınız? Sporium Fitness Clup’ünüz ne kadar zamandır var? Özel ders veriyor musunuz?

Sporium’un tarihi eski. Ortalama 25 senelik bir spor salonu. Ben 13 yıldır buradayım.

Onun dışında özel ders veriyorum fakat herkesle çalışmıyorum. Kaza geçirmi, ağır ameliyatlar geçirmiş ya da tıbbi ihtiyacı olan kişilerle çalışıyorum.

Bizde artık işimizin doktoru olduk ve bize gelen ihtiyacı olan insanları geri çevirmiyoruz, sadece vücut geliştirme sporuyla, görsel amaçlı kas yapmak isteyen kişilerle çalışmıyoruz, herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz.

                                                                                  

Peki yarışmalara hazırladığınız öğrencileriniz var mı?

Çok Türkiye Şampiyonu çıkardık şuana kadar. Onun dışında yarışmalara 2-3 ay kala “hocam ben bir gelsem bana bakar mısınız?” diyen sporcular var. Onlara yardımcı oluyoruz, hatalı yaptıkları hareketler varsa onları söylüyoruz, poz verirken püf noktalarından detaylarından bahsediyoruz. Mayo seçiminde yardımcı oluyoruz. Podyumda ki müzik seçimlerinde yardımcı oluyoruz. Seçilen müzik bile çok önemli. Çok ağır adam Rock müzik koymuş. Sen bunları yapamazsın diyorum. Ağırlığından dolayı daha Lirik müzik seçmeli. Bunlar bile yarışmada başarılı olup olmamasını etkileyen ufak detaylar.

Onun dışında yetiştirdiğimiz çok öğrencilerimiz var kendi spor salonlarını açtılar sağ olsunlar arayıp sormayı ihmal etmiyorlar. Böyle de destek olduğumuz öğrenciler mevcut.

Hocam Kas Hafızası nedir? Gerçekten böyle bir şey var mıdır?

Bir insan topa iyi vuruyorsa 10 sene de geçse o topa yine iyi vurur. Bisiklet sürmeyi bilen biri aradan 20 sene de geçse 3-5 dakikadan sonra eskisi gibi iyi bisiklet sürebilir. Bu da aynı bunun gibidir. Sen yıllarca bu branşı yaptın. Çok iyi kaslara sahip oldun. Araya askerlik girdi sakatlık girdi uzun yıllar yapamadın.  Daha sonra tekrar başlamaya karar verdin ve başladın. İnanın o uzun süreci 3 ayda alırsınız. Çok kısa sürede kendinizi toparlar eski kıvamınıza gelirsiniz.

O zaman Adnan hoca 6 ayda geri gelir eskisi gibi olur diyebilir miyiz?

Valla bilmiyorum… 6 ayda zor ya… (kahkahalar) Eskiden iyidik fakat bizden geçti artık.

Hocam hangi takımlısınız ve en sevdiğiniz futbolcular kimlerdir?

Fenerbahçeliyim. Dönemin futbolcularıdan Oğuz Çetin’i severdim. Kendisiyle de çalışma fırsatımız oldu. Beşiktaş’lı Metin Ali Feyyaz’la aynı okuldaydık. Onunla birlikte çalıştığım spor salonuna geliyorlardı.

Onun dışında şuan dünyada en çok beğendiğim sporcu Ronaldo diyorum. Çünkü adamda hırs var, vücut var, çalışma azmi var her şey var. Messi’ye gelecek olursak Messi Allah vergisi bir yetenek.

Hocam “Adnan hoca mayosunu gönderse 1. seçilir” gibi bir muhabbet dönüyor ortalıkta. İşte “Adnan hoca yarışmaya katılıyorsa biz baştan girmeyelim boşuna uğraşmayalım” falan gibi söylentiler var. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? (gülüşmeler)

Ben dönemimde sürekli Türkiye Şampiyonu olduğum için artık böyle şakalar dönüyordu ortalıkta. Zaten rakiplerimle de çoğuyla arkadaş olmuştuk. İşte “Adnan geliyor musun ona göre yarışmaya girmeyeceğiz”, “Adnan bu yarışmaya gelmiyormuş, mayo gönderiyormuş” “Oğlum bu yarışmaya da girme artık bizde 1. Olalım” gibi şakalar oluyordu.

E tabi o zamanlar bizim spor salonlarında şampiyon olandan 1 sene aidat alınmıyordu. Bizde öğrenciydik, bizim için iyi bir şeydi. Ben de arkadaşlarım 1. Olsun istiyordum fakat ben girmeyeceğim dediğimde hoca girmezsen senden aidat alırım! deyince yine giriyordum tabi. (gülüşmeler)

Peki bunu sormazsak olmaz. Supplementler hakkında düşünceniz nelerdir hocam?

Supplementleri sadece bizim sporumuzla bağdaşlaştırmak doğru değil. Supplementleri bugün basketbolcular da kullanıyor, futbolcular da kullanıyor.

İnsanların ağızlarından protein tozu kelimesi düşmüyor Supplement konusu açıldığında. Protein tozu bebek mamalarında bile kullanılıyor. Bu kadar abartılacak bir şey yok. Asıl önemli olan nokta, her şeyi dozunda kullanmak lazım. Bunlar yardımcı gıdalardır. Esas olan yediğiniz yemektir. Yemeğin yanında takviye olarak alırsınız bunları.

Adam oturmuş rakı içiyor bana kalkmış protein tozu zararlı diyor. (gülüşmeler) Biz böyle insanlara gülüp geçiyoruz. Ama gerçekten bu işe merak salmış öğrenmek isteyen bilinçli insanlara da hiç üşenmem saatlerce anlatır örnekler veririm.

                                               

Ülkemizde son yıllarda sosyal medyanın da artmasıyla kadınlar da bu spora merak salmaya başladılar. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Tavsiyeleriniz neler?

Sıkılaşmak isteyen, giydiklerinin yakışmasını isteyen bayanlar için tabii ki de bu sporlar biçilmiş kaftan. Giydikleri bir pantolonun yakışması için squat yapabilirler ağırlık çalışabilirler. Cardio çalışımıyla yağ yakıp ağırlık çalışmalarıyla sıkılaşabilirler.

İşte “o Brezilya’lı onun genetiğinde var” demekle olmuyor, çalışmaktan geçiyor her şey.

Spor yapan insanların daha sakin oldukları, olaylara daha olumlu yaklaştıkları söylenilir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabii işin bu boyutundan hiç bahsetmedik. Bize okulda da bunun üzerine eğitimler verildi dersler oldu. Bize genelde “senin gibi vücudum olacak atletle gezerim!” gibi sözler söyleniyordu sürekli. İşte o öyle olmuyor. Spor sizi daha mütevazi yapıyor. Kolumuz bacağımız zaten belli ediyor spor yaptığımızı. Kalkıpta açıp gösteriş yapmaya gerek yok. Spor yapmayan insanları da ezmek gibi oluyor bunlardan hoşlanmıyoruz.

Bir tartışma olduğunda daha sakin oluyorsunuz çünkü gücünüzü, kendinizi biliyorsunuz. Bir tane vursan adamı hastanelik edeceğini bildiğin için sakinliğinizi koruyabiliyorsunuz. Bu sebeple spor yapmak insanı dinginleştirebilir diyebiliriz.

Yarışmalarda poz vermenin önemi nedir? Podyumda neye önem verilir?

“Kendini satma” olarak tabir ediyoruz biz bu duruma. Vücudun çok iyi, mayon çok iyi, boyan çok iyi, seçtiğin müzik sergilediğin kareografi çok iyi, verdiğin pozlar çok iyi. Bunların hepsi birbirini tamamlıyor. Zaten geriye bir şey kalmıyor. Başarılı olacağı belli.

Adam 2 sene bu yarışmaya hazırlanıyor, diyetler yapıyor dünya kadar para harcıyor. Yarışmaya çıkıyor orada 1 dakikalık kendini sergileyeceği bir zaman var, oraya çıkıyor put gibi kalıyor. Bütün emek çöp…

Şunu da çalışın artık. Alt tarafı 1 dakika kendini sergileyeceksin. 2 seneni spora ayırıyorsun ama işin podyum kısmını, doğru poz vermeyi, doğru müzik, doğru mayo seçimini es geçiyorsun. İstediğin kadar kas yap istediğin kadar diyetler yap o podyumda kendini doğru sergileyemezsen yaptığın her şey çöpe gider.

                                                                                                                     Uluç DEMİRCİ

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.